amerikan pazarında silebezi

türk vatandaşıyım.

en hasından.

ana, baba, anaları, babaları filan türk.

gurur duyuyorum.

15 senedir amerika’da yaşıyorum. bugün sorsan, ilk ve herşeyden önce türk’üm diyorum.

sadece ve herşeyden çok türkçe konuşuyorum. hemen tüm arkadaşlarım türk.

çocuklarım türk ve amerikan vatandaşı.

çocuklarımla neredeyse sadece türkçe konuşuyorum. yani, anadilleri benim için türkçe. ikisi de 12 dev adam şarkısına bayılıyorlar ve zıplayarak dansediyorlar.

yatıp kalkıp hürriyet, milliyet, sabah, akşam ve türk tarihi ve pop kültürü tüketiyorum.

türkçe yazıyorum. neden ingilizce blog yapmıyorsun diyenlere de cevabım, türkçe kendimi daha net ifade edebildiğim üzerine.

türk olan herşeyi özlüyorum. arıyorum. alıyorum. okuyorum. tüketiyorum. takip ediyorum. dinliyorum. bilebildiğim kadarını da (kafamın bastığı ölçüde) biliyorum.

türkiye’ye mantık sınırları el verdiği ölçüde laf ettirmiyorum.

……………..

amerikan vatandaşıyım.

en hasından.

sonradan olmayım ama gurur duyuyorum.

türkiye’den sürülerek gelmediğim ve tamamen kendi seçimim ve irademle burada bulunduğum için burayı boklamıyorum. yapanları da saçma ve lüzumsuz buluyorum.

çocuklarım amerikan ve türk vatandaşı. ingilizceyi anadilleri gibi konuşuyorlar. çocuk şarkılarından “amerikanca” olanlarına asınalar.

yatıp kalkıp fox, cnn, nbc, sitcom ve amerikan pop kültürü tüketiyorum.

amerika’ya mantık sınırları el verdiği ölçüde laf ettirmiyorum.

eski yazılarımdan birinden alıntı ile (yazı için buraya tıklayabilirsiniz)

“2 imam nikahı yaptım…. Amerika kocam, Türkiye kumam, dostum… Hangisini neden sevip, hangisini neden dövdüğüme sen mi karışacaksın?”

2002’deki kafamdan geçenleri az buçuk anlamak için okumanızı hararetle ve şiddetle tavsiye ederim, elbette!

15 seneyi geçirmiş, 2 kültürü de yeterince yaşamış, yemiş, yutmuş, küsmüş biri olarak bugünlerde sıklıkça sorgulandığı üzere, neden halen burada yaşadığıma cevap bulmaya çalışıyorum. bildiğiniz, beklediğiniz cevaplar olamaz ama bir cevapçıklar sinsilesi derlemeye çalışıyorum.

bu yazı, başka çaresi yok, kendini geliştirip uzayan bir yazı olacak zamanla. yani haftaya tıklama inceliğinde bulunursanız, yeni sebepler eklemiş olacağıma eminim. fakat o zamana kadar, ben

hiçbir sosyal kaşıntıya gerek kalmadan üzerimde her istediğim kıyafetle, her ortama girebildiğim için

yazın istanbul sıcağında ılık ılık akan ter, pastırma ve sarmısak kokusundan uzakta durabilme imkanını sağlayabildiği için

sıcak havada buzu kolanın içine tane ile değil, hamuduyla koyabildikleri için

girilen her türlü kalabalık ortamda, antenli ve tepegözlü bir uzaylı niyetine saçımdaki tokadan ayağımdaki topuğa milim milim incelenmediğim için

gerçekten alıp ta memnun olmadığım herhangi bir ürünü, dudulludan hatice denen kızın tezgahtar kimliğinin arkasında istinye park sosyete mezbahasında dükkanın sahibiymişcesine “kendi ellerimle yaptığım bu ürünü sen kim olur da beğenmezsin” tavırları ile kafama fırlatma isteğiyle muhatap olmadığım ve iade edebildiğim için

cv / reşume’ye medeni durum, yaş ve fotoğraf ekleyerek “bu hatun evli, iş vermez”, “bu karı anne, işe gelmez” ve “naaapalım bu karıyı, bizde esmer çok, AR-GE’ye sarışın veya kızıl lazım” tarzı eleme metodları kullanılmadığı için

yaşanan heryerde sıcak şu, termosifon denen ve 2010’da bile gazetelerin 3. sayfasında yeni evlileri (balaylarının en fantastik fantazisi olduğundan mütevellit) apansız yakalayıp ecellerine sürükleyen aletle sunulan bir “ayrıcalık” değil, sosyal ve sıradan bir gereklilik olduğu için

koltuk altı ter kokan her genci çalıştırmanın sosyal adalet sayıldığı balıkçı ortamlarına inat, kafamın üzerinden yemek servisi yapılmadığı ve önümden her lokma sonrası tabak çekilmediği için

onaylamayı şiddetle reddettiğim apla, teyze, hanımkiz gibi sosyal sıfatların ingilizce tercümeleri olmadığı için

fani dünyada sadece materyalist keyif uğruna bir kerecik te olsa iyi bir araba kullanmak için ve bu keyfe çocukların ve gelecek nesillerimin rızkını teslim etmek zorunda olmadığım için

kesilen ceza miktarları mal ve hizmet olarak bana döndüğü ve ödemekle kendimi kerizden halliçe hissetmediğim için (malum memlekette ödeyen ödediğiyle kalır; sonra çıkan aflarla ödemeyen her zaman kardadır)

ve bununla bağlantılı evlat acısı miktarlarda trafik cezaları ödeyerek, yaptığım hatayı asla unutamadığım için

bürokrasi, mahkeme, posta saatle işlediği için

sağımda, solumda, üst katta ve işyerinde bir yandan kıçımın ölçüsünü terzimden iyi bilip diğer yandan namusuma bekçi olanlarla muhatap olmadığım için

her yediğim restoranda, 1 ay sonra, 1 sene sonra, 5 sene sonra porsiyon aynı boy ve aynı lezette kalabildiği için

rüşvet teklif etmeyi dahi düşünemeyeceğim için (ki zaten becermem sözkonusu dahi değil!)

okuyarak değil uygulayarak öğrenildiğinden, öğrendiğin hiçbir şeyi unutmadığın için

kullanmasam da “heryerde” kadınlar tuvaletini kullanmak mümkün, ve hata bazı yerlerde neredeyse “keyifli” öldüğü için

ilk başlarda sokakta, asansörde, restoranda, parkta sürekli güleryüzle selamlayan insanara fazla sıcaktan beyin özürlü olarak bakmış olsam da , güleryüzün bir yaşam stili olduğunu öğrenmekten hoşnut olduğum ve artık suratsız insan kalabalıklarına gelemediğim için

……

söylemiş miydim, liste uzar da gider….. şimdilik kendimi ilgisayar başından amerika sokaklarına atıp türk arkadaşımın partisine gidiyorum. eminim kafama daha nice sebep gelecek beni buralarda tutan….. liste hoşuna gitmeyip te sadece “arkadaşım olduğu için” laf edemeyen 2-3 kişiye de….. birkaç zamana kalmaz, neden asla türkiye’den vazgeçemediğimi yazarım 😉