bu yazı senin

Tamamen kopmuş bir yazı yazasım var. yani tanıyan, tanımayan herkesin okuduğunda şöyle bir duraksayıp….
“kelimelerine özenmiş; cümlelerine kuş kondurmuş” diyeceği…
imalattan halka kusursuz,
yakası kolalı, manşetleri katlı ve düğmeli.

değil her paragrafına, cümlesine, kelimesine… her harfine beyin özsuyumu, gözümün nurunu koyabileceğim bir yazı.

kurşun geçirmez, şu sızdırmaz ve sıcağı sıcak tutan thermos kalibresinde ve etkisinde bir yazı! yumulası, yenilesi, yanında yatılası…

kağıda basınca en fiyakalı uçağı yapabildiğin,
çapraz köşeleri ortaya katlayınca mükemmel kareyi bir kez daha veren,
yine katlayıp gemiye çevirince batmayan bir yazı.

uzunluğuna, şekline, semaline ve tarzına karar veremedim ama beynimde patlayan kelimelerin bir klavyeye çarpması an meselesi. klavyeyi okşayarak değil de hani neredeyse kırarak kullanacağım, tahammül edilmez bir coşkuyla, şiddetle, şehvetle, ve en önemlisi aşkla yazacağım bir yazı.

bu günlerde normal yaşamadığım gibi, okuyanın da kelimelerimi tükettiği saniyede “bu yazıdan sonra tufan” demeye yelteneceği bir yazı.

sağlam bir yazı.

sebebi var elbet.

yani bir kadın, neyi böyle gürül gürül yapmak ister de ardında sebebi olmaz ki? var, var olmasına var da, onu da yazdım mı işin büyüsü kaçıyor. şeffaf pakete sarılmış özel doğumgünü hediyesine dönüşüyor…. birazı sürpriz kalmalı.
bu yazıyı okumadıkça açıkmamalı; okudukça doymamalı!

mücevher kutusuna benzesin istiyorum bütününün. açmak için elini atacağın kilidi süslü olsun mesela. her tarafında minik, baştan çıkarıcı detaylar, oymalar, pırıltılar olsun. açıldığında gözü kamaşsın okuyan herkesin, ama bilhassa adına yazılanın.

ağzına kadar kıymetli şeylerle dolu olsun. her bir kolyede, paragrafta, yüzükte veya kelimede bir inleme, bir ünlem işareti kaçabilsin boğazından! yüzü kızartsın……. her anlamda.
şımartarak, utandırarak.

herkesin görebileceği kıymet biçilmez mücevheratin yanısıra, bir de sadece onun bileceği gizli gözü olsun. kasanın gizli şifreleri. satır başlarındaki harfleri bir araya koysun, ne bileyim, rakamlara dikkat etsin… yer isimlerinden, özenle oraya buraya saklanmış kelimelerden gıdıklanabilsin. yani kutunun kendi gizemi kadar, okuyanın da beyni kıvrak olsun o girintileri çıkıntıları görebilecek. iki ile iki yi ekleyebilsin ve bulsun karıyı, alsın parayı.
olay tabii sadece doğru ve güzel kelimeleri bulmakla bitmiyor bu yazıda. okuyanın da üzerine göre dikmek gerekli. kol boyu, paça boyu, sırt genişliği filan tam olsun, iyi sarsın. sarfedilecek kelimeler yerini bulsun; fazla geniş dikip, sonrasına daraltma payı bırakıp üstünden dökülmesine gerek yok. tek kerede versin hakettiği ‘fit’i.

……………….

öyle ama öyyyyle bir yazı olsun istiyorum ki, okuyanlar intercontinental kahvaltı, türk kahvaltısı ve japon kahvaltısını bir arada bulabilsinler fakat “okuyan” mükemmel kıvamda, eşsiz kokuda ve yumulası yumuşaklıkta bir pancake görsün.

tek tabak.

tek çeşit.

fakat “made to perfection!”. 24 hours a day!

iç baymasın, surubu fazla olmasın, çabuk soğumasın. veya, ne bileyim, etobursa muhatabım…. tam kıvamında pişsin damağının. kayış gibi well-burnt ise well-burnt. bleu? bleu! yanına da yudumlanası şarabıyla…. okumadan önce burnunda kokusunu, okuduktan sonra damağında tadını bıraksın.
senesinin çok önemi yok aslında ama harflerin döküldüğü yerde ömür boyu çıkmaz bir leke yaratsın. ve senesi hakikaten önemli olmasa da, yıllandıkça, yaşlandıkça, basıldığı kağıt sarardıkça kıymeti artsın. hiç eksilmesin.

vallahi de billahi de öyle bir yazı yazabilmek istiyorum ki….. o sararmış kağıtta da, ellenesi bir ipad ekranında da baştan çıkarıcı görünsün. okuyanlar pasifik’i koklasın, kumdan ayaklarının altı isinsin, dustan yeni çıkmış gibi tende şu damlacıkları bıraksın. güzel köksun yazım. sadece göze, kulağa değil…. tene nüfuz etsin. baş döndürsün. kafa yapsın. uyutmasın, uyandırmasın….

hmmm, siz de mi benim gibi yazıdan çıktığını hissediyorsunuz bu yazının? veya baştan çıktığımı benim? olasıdır. lakin saat gecenin 3‘u!. yazacağım yazıyı hayal etmek için bugünden itibaren tam bir ayım var.

sabreder de beklerseniz, lütfeder de gelirseniz….. gözlerinizi verirseniz…..

okursunuz bir ay sonra.
arada ben izninizle alfabenin bildiğim tüm harflerini toparlamaya gidiyorum. o güne kadar sağlıcaklA…..