fetih günlüğü 2

Team: Selami ve Muazzez
Mekan: Atatürk Havalimanı, Dış Hatlar Terminalı

– Çek Selami ceeeekkkk. Çek şu bavulları gözünü seveyim.
– Doldururken dedik sana bu kavanozlar bin ton gelecek diye ama anlatabilen kim?! Dur nefes alayım bir kadın. Uçağa binmeden telef olduk yine. Paramızla rezillik işte buna denir. Bunları nasıl yerinden kaldırıp o kemerin üstüne koyacağım ki ben!? Şöyle bana Muazzez, bunca yemek nasıl bu kemerden geçecek?!
– Kes, kes Selami… Hayırlısıyla şu uçağa atayım kendimi, başka birşey istemiyorum zaten…
– (Hayırlısıyla ben de seni o uçaktan atabilsem keşke)
– Birşey mi dedin?!
– Yök yok, tut şu bavulun ucundan hadi. Sinirlendirme adamı sabahın köründe…
………………
…………………………..
– Evet memur bey, birazcık şey oldu ama şeyini odiycez yani… ekstrasını…
– Buyrun pasaport ve bilet buradalar… Eşiminki, benimki…. Bu da bizim çocuğun Amerika’daki adresi…
– Şok şunu kadın cebine, şok. Burası daha Türkiye. Sordu mu şimdi memur bey sana Amerika’ya mı gidiyorsun Dubai’ye mi diye? Ah ah ah, belim… belim kırıldı, kahretsin!
– Bak Selami, görüyorsun di mi? Bütün bu negatif enerjin sana lanet olarak geri dönüyor.
– Şu uçağa binelim, ben göstericem sana laneti… Nalet şey n’olucak…
– Offff off, oldum vallahi. Bu çocuk için canımı verdim. Vallahi Selami, inşallah yiyecek bunca şeyi çocuk. Sana da varınca şöyle beline Bengay’la bir masaj yaptık mı birseyciklerin kalmaz artık…
– Konuşma, konuşma, çek şu çantaları gözünü seveyim Muazzez. Nerede bu bizim Lufthansa kontuarı?
– Bak bakalım duvara?! Hah, 42 numara…. Teeeee öbür uçta. Yürü bey yürü. Saat olmuş yedi. Geç kalmayalım.
– (ben senin derdini bilmez miyim hatun. Geç kalmayalımmış! Uçağa 4 saat var. Tabi içerdeki Duty Free alışverişe geç kalacaksın. Kos koş, acele etme. Daha Amerika’ya varmadan iliğimi kemiğimi kurut sen benim!)
– Birşey mi dedin Selami?
– Yök yok, devam et. Sağdan devam et. Öldürmeyelim sabah sabah bavullarla birini. Altında kalanın canı çıkar…… Allahın cezası herifler. Sanki Japonya Uluslararası… bu kadar büyük havaalanı mı olurmuş?! Yürü yürü bitmez. Eskisinin suyu mu çıkmıştı? Biraz kalabalıktı, malabalıktı ama sağımızı solumuzu, yolun sonunu görürdük… toooovbe toovbe. Bak bakiim Muazzez, ufukta 42 numara var mı?!
– Ne konuşuyorsun kendi kendine Selami’ciğim. Geldik işte. 4 koridor sonra.. Hah işte! Lufthansa yazıyor orada.
– (Göz göz değil ki, atmaca mübarek. Vitrinlerde fiyat etiketi okumaktan tabii. Canavar gibi.)
– Ayol bu ne bu? Sabah sabah ne sırası bu?
– Ekmek kuyruğu… Yarabbim, bırak saçma soruları da gir sıraya. Ben bir sigara yakmazsam, uçakta terror estireceğim. Çıkıp köşede bir tutturup geliyorum.
……………
…………………….
– Muazzez, çocuğun kabakülak aşısına kadar anlattın kadına. Kadın sana sordu mu şimdi bu çocuğun gençlik bunalımlarını?
– Ay, ne bileyim işte. O kadar güvenlik sorusu soruyorlar ediyorlar. Rahatlasınlar da hikaye gerçekçi olsun diye söylemiş bulundum Sinan’ın hastalıklarını ve asılarını. Ayrıca insanlarla birebir, gözgöze ilişki kuracaksın. Bunu geçenlerde gittiğimiz kursta anlattılar Selami. insanlarda güven sağlamak için ilk adım sıkı bir el sıkışması ile başlıyor. Ondan sonra konuşmalar esnasında…
– Muazzez, bende bir kalp sıkışması var. Hayra alamet değil. Bir süs gözünü seveyim. Elindekileri de bana ver de geçen seneki Paris uçuşumuza benzemesin. Boarding kartlarımızı çöpe atıp kahve peçetelerimizi kapıdaki görevliye uzatmıştın. Ver şunları gözünü seveyim…
– Aman, al, al! Al da sen kaybet bu sefer. Ben bir su Duty Free mağazaya göz atayım bari, hazır erken gelmişken….
– (Grrrrr)………
……………….
……………………….
– Bak Selami, hosteslere ayıp olmasa vallahi çıngar çıkaragim. Allah billah aşkına karışma artık yahu. Ne var aldıysam? İkiyüz dolar için insan bu kadar kırabilir karısını yani?
– Muazzez, daralıyorum. Bak nasıl morarıyorum. Daralmaktan. Kan gitmiyor. Görüyorsun değil mi… sınırden, sınırden. Yahu, sen bavula 10 şişe zeytinyağı sirke doldurmadın mı? Daha ne aldın bunları? Kaç galon nemlendirici kullanmayı planlıyorsun sen New York’da? Anladık pürüzsüz cildini… ruhunu da mı kurutacak New York senin? Vallahi annemin turşu kavanozuna doksen, dolar taşar artık… Dönüşte alsaydın şunları da hamallığını yapmasaydık olmaz mıydı?
– …………….
– Tamam, tamam! Bırak sulugözlülüğü. Otur şuraya….hah! yine kanat üstü. şansımız olsa……. Anamız bizi …. Hey YaRabbim.
……………
……………………..
(Sayın Yolcularımız, Lufthansa havayollarının 683 sefersayılı Almanya seferine hoşgeldiniz. Şimdi lütfen…………………………….)
– Seyret Muazzez. Seyret. Sonra bir felaket anında bana sorma şimdi naapcez diye.
– Felaket anında mı? Daha seyahate karar verdiğimizden beri felaket anları yaşıyoruz. Daha beteri mi olacak Selami? Andropoza girdin de çıkamadın.
– Bak, seyret. Kocana cevap vermeyi bırak da seyret. Bak nasıl sisiyor yelek gördün mü? Aha şurasından şöyle üfleyeceksin. Sonra burdan sooole bağlanıyor…hmmmm…o da ordan geçiyor….. Yahu bunları insan panikle nerden nasıl hatırlar?! Adam başı $1000 para almayı biliyorlar. Gelip kendileri taksınlar etsinler.
– Kemerini bağla Selami. Hadi, selametle…
– Selametle gülüm… selametle…
……………………….
……………………………..
– Dilim damağım kurudu. Çağır şu Helga’yı da şu işte Muazzez’ciğim.
– A a a a, üstüme iyilik sağlık. Baş ışığına gelsin, sen işte. Vootir diyeceksin, vootir. Pliiz de de.
– Hahaha, Muazzez, kızım sen Delta ile karıştırdın. Bunlar Lufthanzo. Bunlar ingilizce konuşmazlar. Almanca’ni kullanasın diye, pratik olsun diye sen söyle diyorum işte.
– Bir bardak suyla ne pratiği yahu? ingilizce anlamaz olurlar mı? Avrupalı adam bu? Hangi çağda yaşıyoruz Selo? Devir senin devrin değil artık. Hadi çağır. Bana da bir sardone şöyle gülüm…
– (sonra bana horladın diycek. Bir şarapla birazdan gider bizimki). Eskuz mii, hanım kızım. Voootir. Hah! Bardak… vootir. Van. Van. End van sardone. Kırmızı. Heh! (hehehe, bıraksalar beni Avrupa’da, 4 günde bülbül gibi sakımazsam benim adım da Selami değil. Sally!)
– Bak ne güzel konuştun Selo’m benim. Ormanlarımın kralı. Vootir diyen dillerini yerim ben senin.
– Muzo, dalga geçme benle, dalga geçme. Bir vurursam türbülans yaratırım. Hadi, al sarabını, bir dikişte ilaç niyetine…
……………..
………………………..
– Muazzez… ssstttt Muazzez….. Ssssttttttt kadın, uyansana yahu? Vallahi seni bıraksalar 80 günde devri aleme çıkarsın da dünyayı ]göremeden dönersin yeminle. Bu ne ağır uyumak!?
– Ayyyyy, sus. Zaten kulaklarım zonkluyor, beynim uyuştu. Geldik mi bari?
– Daha Frankfurt’a geldik. Bundan sonra bir okyanus asıcam seninle. (Allah bana sabır versin. Amiiinnnn!)
– Ay, ay ay ay, nasıl tutulmuşum, nasıl…. Aaaaayyyy Selami biraz omuzlarımı övsan ya inmeden uçak?
– Kese de atıım mı kese? Tellak mellak da çağırsaydık. Bağla kemerini otur oturduğun yerde kadın. Neyine senin Amerika’ya uçmak? Sinan’ın hatırı olmasa var yaaaaa….. (Tekirdağ’a uçmam seninle ben).
– Nalet şey…. Nalet…
……………
………………………
– Kos koş, Muazzez, kos… olmaz olsun böyle güvenlik. Kooooooossss! Ha gayret kaçırıyoruz uçağı. Offff, offff. El çantasındaki bu şişeler! …k vardı bunları istanbul’dan alacak tabii! Maksat kocaya eziyet olsun. Kaç bin kere dedim sana, uzun yola çıkarken el bagajı sefalettir diye. Ama kime konuşuyoruz?
– Laf yetiştireceğine enerjini koşmaya harcasan…. Nerede bu aktarmanın kapısı? Ay ne vardı o kadar arayacak üstümüzü başımızı? Neler vardı üstünde senin öyle kuş gibi devamlı öten. Adam neredeyse çoraplarını çıkarttı, hala ötüyorsun. Sen daha o kıro gibi altın dışlerini sokturme sen! Bak Amerika’da daha ne kadar öteceksin bunlar yüzünden!!!!!
– Muazzez, açtırma ağzımı, göstertme dişlerimi şimdi! Gösterdik heriflere. Anlatsaydın Almancanla ya!
– Ne diyeyim? Kocam hanzo, altın dışlerle dolaşır, hep öter mi diyeceğim!??!?!?
– Yürü…. O bana uzanan dilini birgün eşek arısı sokacak ama hangi gün ben de bilmiyorum.
………..
………………
– Hayırlısıyla, oturduk bu koltuğa da. Selami, gel barışalım da çocuğun önüne güleryüzle çıkalım gülüm, hayatım. Tut elimi de bu uçuşu elele yapalım. Hadi, tatsızlık yok. Huzurla uçalım artık…..
– Tamam tamam Muazzez. Gelme üzerime. Tamam. Karı kocayız şunun şurasında. Küsmedik ya birbirimize yani. Tamam!
– Ayyyy, uçağın kalabalığına bak. Nefes alacak yer yok.
– Sen sağa sola, çıkış kapılarına bak da, yerlerini bilelim.
– sssstttt… Selo… çaktırma… ssst…. Arkana bak…. Kadının karnında bir tane…. Yanında biri 1 yasında olmak üzere 3 çocuk birden…..
– Aaaaaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhh……… biter mi bu uçuş… biter miiiii?!