fetih günlüğü 3

– Selami…. Selami diyorum… Selamiiiiiiiiiii, çek şu ayaklarını burnumdan be adam…. Uçakta da rahat yok yaa!
– Ha, ha!? Ha, ne?!?! Dalmışım. Neredeyiz Muazzez?
– Cehennemin dibinde? Ne bileyim ben? Uçsuz bucaksız okyanusun üzerindeyiz işte. Nereye baksam deniz, nereye baksam deniz. Ay, Selami, ben sana daha önce hiç itiraf etmedim ama benim acaip bir köpekbalığı fobim var. Tedavisine bakacaktım ama hiçbir yerde bu fobi üzerine birşey bulamadım.
– Ulusal balığı hamsi olan memlekette ne köpekbalığı Muazzez? Hadi hadi, korkma zaten. Birşeycikler olmaz.
– Ama düşün Selo, düşün bir. Gözlerini kapat ve düşün. Uçak çakılıyor ve canlı kurtuluyoruz. Takıyoruz o şişirme sarı yelekleri. Üflüyoruz felan. Sonra suda beklemeye başlıyoruz. Ve uzaktan, taa uzaktan bir cavs çıkageliyor. Yavaş yavaş… yaklaşıyor ve gözlerimizin önünde…
– Eskuuuz miiiii! Eskuuuuuuuuuz miiiiiiiii! Hanım kızım? Vootır pliiz. Votır votır. Bol bol vootır. Boğazımı kuruttun Muazzez. Sus, sitreslerimi geri getirme şimdi. Ne vardı uyandıracak bu uğursuz fobilerin için beni. Şimdi ben nasıl uyuyacağım tekrar? Daha 6 saatimiz var. Uç uç bitmez ki bu yol…
– Selami, elimi tutarsın değil mi? Yani düşersek diyorum… elimi tutarsın değil mi?
– La havle velaaaaaaaa…….
– Here you go sir, your water!
– Ha, hanım kızım.. sağolasın. Şimdi benim hanıma…. Vayf…vayf…. Tri batıls Şardone! Kırmızı ŞARDONE… VAYN VAYN… tri!
– Ay ayol deli misin Selami, ayyaş mıyım ben? Ne yapacağım 3 şişe şarabı.
– İç de uyu Muazzez… bu yol ne bana bitecek, ne sana bu gidişle….

…………………
…………………………….

– O neydi YaRabbim?!?!
– Ayyyyy korkuyorum Selami, elimi tut, gözünü seveyim.
– Ya, kadın çek elini bir dakika. Gözümü mözümü bırak. O nasıl sarsıntıydı yaa?
– Ay acaba aşağıdaki kapaklar mı açılmıştır Selami!? Benim bavullar da öyle dolu ki…..
-Ya, dur bir dakika, asabını bozma insanın. Çeksinler kardeşim şu haritayı gözümüzün önünden. Çeksinler yaw. Uçuyoruz uçuyoruz. Şu kırmızı çizgi bir gıdım ilerlemiyor o haritanin üzerinde. Ne okyanus bu kardeşim…. Offfffffff…. Beni ateş bastı… ben bir yüzümü yıkayıp geliyorum. Ay, hapsoldum burada. Muazzez bunlar ne yavrum? Ne bu böyle yarım düzine battaniye, kablolar, dergiler kitaplar. Ben kestirirken sen yerleştin bakıyorum uçağa?!
– Yok be Seloooo. Birkaç battaniyeyi alıcam, atıcam çantama ya… Sinan’a veririz, dönünce annemlere, annenlere veririz?!
– Niye Muazzez? Açta, açıktalar mı? Kızım 2 kuruşluk kokmuş uçak battaniyesini ne yapacak annemler? Hediye mi kalmadı memlekette? Fesupanal…….
– İyi iyi, git yıkan da açıl sen biraz. Uyuyunca nalet kesildin yine başıma…

…………………
………………………………

– Ay nasıl da acıktım…. Şu yemek servisini daha yavaş yapsalar…. Sanki verdikleri de bir halt olsa. Bir tavuk kanadı kadar et, tek salata yaprağı, tatlı kaşığını doldurmayan tatlı. Hepsi de paket paket paket. Açarken birgün uçacak elimden ama…..
– Şikayet etme Selami, şikayet etme. Bunu da bulamayan var.
– Yahu, bunu da bulamayanın herhalde Frankfurt-New York uçağında yeri yok. Cevap vermiş olmak için cevap veriyorsun bazen Muazzez.
– Ha, getir bakayım hanım kızım… hah…. Sağolasııııınnnn. Can I get Diet Coke? And water for my husband, please.
– A a a … ne votırı Muazzez? Viski piliz, viski. Duble!
– (İç iç de New Yorklara sarhoş in sonra….)
– Ne var Muazez, ne mırıldanıyorsun yine kendi kendine?!
– Yok birşey. Kaç saat var daha?!
– Daha var. Bakma şu ekrandaki haritaya. Ona baktıkça sanki dakikalar saatlere dönüyor. Bir film koysalar da seyretsek bari.
– Ayyy, sinemada hani şu Tom Hanks’in filmini kaçırmıştık ya. Keşke onu verseler de…. Ayyyy, nasıl hoş adam, nasıl… ne masum surati var öyleeeeee. Di mi Selami?
– Hepten yedin sen Muazzez!
– Ne biçim konuşuyorsun öyle? Kıskandın mı yoksa kocaların kocası!??! Kih kih kih…
– Ne kıskanması kadın? Tom Hanks’in filminde uçak okyanusa çakılmıyor mu? Adam senelerce ıssız adada kalmıyor mu? Delirdin mi?!?!
– Ayyyy nerden hatırlatırsın adam şimdi… ayy ay. Daha da yeni geçmişti korkum. Bak yine tüğlerim… şey şey oldular…. Offfff…

……………………………..
…………………………………………….

– Nerde kaldın kadın!?
– Arkada Alain Delon’la tanıştım da, aşk yaşadım geldim. Ne demek nerde kaldın ayol? Tuvalete gidiyorum demedim mi sana?! Nereye gidicem tabut kadar uçağın içinde?
– Ne biliim ben?! Tuvaletlerde öyleee vvvuuuuuşşşşşşppp diye çekmiyor mu herşeyi o sifon. Belki dedim seni de çekmiştir de…..
– Ay çok komiksin yani adam. Cem Yılmaz’cılık oynayacağına sen de kalk da o koltuktan biraz kan dolaşsın bacaklarında. Basen yaptın otura otura…
– Konuşana bak hele. Ben gitmem o uçak tuvaletlerine. Geçen sefer bir türbülansa girmiştik de aniden, yarım metrekare yerde bildiğim bütün duaları ettim zaten. Bir de mikrop yuvası…. Tek elle musluğa basmazsan su akmıyor. E, öbür el nasıl kendi kendini yıkayacak!??! Tabii uçağın içi leş gibi… ayyyyy ay!. Jilet milet koymuşlar. Sanki traş olacağız?! Yahu, var mi uçağa binip de sakal bırakan…Varsak da su Sinan’in evine bir yıkanıp kendimize gelsek artık….
– İyi, senden hayır yok. Ben biraz daha dolaşıp geleceğim.
– Git git…. Etrafa bakın biraz. Arka kapı açıksa, aşağıya da bak biraz…

…………………
…………………………….

– Allahım Yarabbim, sen ne büyüksün öyle…. Cık cık cık cık… şuna bak yahu..şuna bak….
– Ha?! Ne?! Noluyo Selami!?! Geldik mi?
– Yok yok, uyumana bak hanım. Ben aşağıyı seyrediyorum da… Allahın işine bak diyorum.. Neler neler yaratıyor!? Şu koskoca buzdağları! Erimezler mi, etmezler mi?! Nasıl da yaşıyor o koca koca beyaz ayılar buralarda? Ne yerler, ne içerler?!?!
– Hayrola Selami? Televole’lerin arasında çaktırmadan Diskavıri Çenıl mı takıldın da haberimiz mi yok!? Allah bilir Afrika’daki çıplak kabileleri seyretmek için açmışsındır da, karşına kutup ayıları çıkmıştır senin. Nerdeyiz gülüm!?
– Kutuplarda… ne bileyim gözünü seveyim. Aşağısı buzluk bir yer işte. Git pilota sor istersen. Dümdüz gitmek varken, ba ba ba bakkk, şu ekrandaki haritaya bak Allasen. Taaa kuzeye kadar çıkıp bak nasıl da uzatıyor yolu. Sanki Boğaz’a gezmeye geldik!!! Gitsene dümdüz çizginde New York’a! Gitmez. İllaha bildiğini yapacak. Ne öğretiyorlarsa bunlara pilotluk okulunda.
– Hayrola Selami? Pilot mu olcen şimdi başımıza…
– Diyeceğim o ki Muazzez, yani hani benim altımda olsa bu uçak… Şimdi bunun maksimum hızı bu mu yani!? Kimden, neden korkuyor da basmıyor bu adam?!! Muamma!
– Oturmaktan bacaklarındakı pıhtılar beynine çıkıyor adam. Hadi, kalk da biraz dolaş artık…
– Dolaşayım ya… dolaşayım… nerde bizim sarışın hostes kızımız?
– Tamam tamam, otur oturduğun yerde. Söyleyende kabahat zaten!

…………………………
…………………………….

– Ay, nasıl bir heyecan var içimde Selamiiii.. nasıl yani… kelimelerle tarif edemiyorum.
– Etme zaten. Kafam olmuş davul. Bak bak sen esas camdan bak. Ah ah ah, ne yaptilar güzelim memleketi. Adanın ortasında kara bir delik. Başları kopasıcalar. O koca koca binalar nasıl da indirler hop diye aşağıya, inanılır gibi değil yani….
– Ay hatırlatma şimdi Selo. İyi şeyler düşün. Sinan bekliyordur şimdi heyecanla alanda.
– İnşallah bekliyordur da, bu koca bavulları yine tek başımıza sırtlanmayız. Zaten hala belim sızlıyor… 15 saat oldu. Doldurduğumuz gümrük formları nerdeler?! Ha, pasaportlaaaar, biletleeeerrr… herşey tamam.
– Ay ay ay, sukur, tekerlekler değdi yere…. Offfffffffffffffff…. He hehehehe. Selami geldik! Geldik!
– Yukarıdakı torbalarını alırken dikkat et. O şişeler kafana düşerse, buradan direkt hastaneye gidemem şimdi!
– Selami, birgün bu uğursuz fikir ve düşüncelerinin kurbanı olacaksın. Ama ne zaman, onu ben de bilmiyorum!!!

…………………………
…………………………………

– İtekleme beni adam. Herif gösteriyor. Aha buraya gireceksiniz diyor. Sen illaha öbür koridora gireceksin. Burası Amerika, senin orman kanunların geçmez kocacığım!
– Kaşın, sen daha hatun, kaşın! Ne var öbür taraftan gitsek?! Orası daha boş değil mi?
– Ne yazıyor orada Selami?! Okuman yazman yok tabi. İlkokuldan terk.. Ne yazıyor?!?!
– Sitizen…. Vatandaş yani. Sen de beni kara cahil yaptın! Ne yani, sıraya girsek, sıramız gelince atacaklar mı dışarı bizi!?
– Yaw adam ne gerrek var. Yavaş yavaş ilerliyoruz işte. 3 kişi sonra sıra bizde….

…………………
……………………….

– Yine daralttın adamı Muazzez. Anlattın adama bir ton hikaye.
– Ayol , sen anlamadığın İngilizcenle nerden anladın anlattıklarımı öyle!?!
– Sinan’dan bahsetmedin mi? Çocukluğundan, anneannesinin yemeklerinden, Karadeniz’de yaylaya çıktığımız günlerden?! Anlamayacak ne var bunda!?
– İyi, iyi bahsettim. Ama dua et bahsettim diye. Bak, 6 ay kalma izni bastı pasaportumuza. Anlatmasaydım, bu yakınlığı tahsis etmemiş olsaydım…
– Ya saçmalama gülüm bülbülüm yaaaa, saçmalama yaaa. Adam her gelene 6 ay basıyor. Şimdi pasaporttaki 3 kuruşluk damga için kendini Buş sanma. Hadi yürü de bizim bavulları alalım. 3 tane araba çek suradan…
– Ay nasıl da abartırsın yani Selo, nasıl da abartırsın. Dua et çocuğu göreceğiz de sabrım var. Yoksa şimdi çıngarı koparmıştım burada…
– Kopar, kopar da aynen kapıdan iade etsinler seni Almanya aktarmalı. Başımın belası….
– Ay ay, Selami, bu çıkanlardan ikisi bizim bavullar değil mi?!
– Eh, şükür. Diğer altısı da çıktı mı, oğluna kavuşuyorsun hanım! Hehehehehe…. Şaka bir yana ben de keyiflendim… Bir sarılsam oğluma, bir öpüp koklasam…….

………………
…………………………

– İtme Selami itme…. Çıktım işte. Bin kişi var burada.. Dur!
– Sen bak atmaca gözlerinle. Görüyor musun benim koçumu?
– Dur daha göremiyorum. Ay, yoksa o beyaz t-shirtlü olan mı arkadaki!?
– Valla oğlan bizden habersiz ırk değiştirmediyse o olduğunu sanmıyorum. Üstelik bizim oğlan 13 yaşındayken 1.45 boyundaydı. Son bıraktığımızda maşallah 1.70 filandı.
– Ah! İşte orada Selamiiii, işte orada. Taaaa kapının köşesinde…. Bak bak! Turuncu t-shirtlü… Çekik gözlü kıza kol atmış(!??!?!?!)…. O değil mi o!??!
– Evet…… ha? Evet evet… zor bela seçebiliyorum ama…… bizim veledin kulağındaki küpe mi yoksa bana mi öyle geliyor?!
– Sinaaaaaaaaaaaaaaaannnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn !!!!!!!!!!!!
– Koçuuuuuuuuuuummmmmmmm!!!!!!!!!!!!!