gelişme

edebiyet öğretmeni nükhet hanım. nükhet’ti değil mi adı? bir hatırlayan yardım etsin lütfen.

nükhet’ti, evet evet.

orta 2, orta 3 filan. evrim daha iyi hatırlıyor. edebiyat sınavı olmuşuz. her allahın günü soruyoruz kadına. hocam, kontrol ettiniz mi, notlar belli mi, belli mi?
ne sabırsız veletlerdik yahu biz?!
sana ne!?
bilmedikçe daha iyisin.
iyi not aldıysan zaten sağlamdaşın. kötü ise…. fatura misali. bilmedikçe rahatsın. otur oturduğun yerde hayatın keyfini çıkar.
yök….

hocam kağıtlara baktınız mı? not verdiniz mi?!?!

her hocanın ayrı yoğurt yiyişi vardı bizim lisede. beyoğlu’nun suyundan olmalı.
biri gelişi güzel dağıtırdı kağıtları.
biri alfabetik sırada.
biri isimden giderdi, biri soyadından.
en caniler ise en düşük nottan en yükseğe, daha beteri de en yüksek nottan en düşüğe kağıt dağıtanlardı.
bu nükhet hanım da son derece munis, efendi, şeker, sıcak, anlayışlı, anne gibi görüntüsünün altında ne canıymış ki demek…… en yüksekten en düşüğe dağıtırdı kağıtları!

neyse, uzatmadan… nükhet hanım (ya çok takılıyor kafama, BAL’lılar el atsın bu duruma, nükhet miydi bu kadının adı!??!) nihayet sınav sonuçları dağıtacak. başladı 38 kişiden teker teker çağırmaya. ilk kağıdını alanın üzerine çullanıyoruz tabi hepimiz. kaç aldın? kaç aldın?!

eh malum isimler…. 6 alacak hali yok!
8-9 başladı notlar gelmeye..
3-5 kişi sonra 7‘lere indik.
6‘lar derken…
5
4
3
gidiyoruz.
yahu edebiyattan nasıl 3 alınır ki!? yazı yazıyorsun neticede. yani şiire yorum istese…. yapman gereken formül oturtmak değil. tek sonucu yok. mutlak değer yok. ince hesaplamalar ve ezberi yok (anlıyorsunuz değil mi nasıl matematik özürlü olduğumu!)…
laf işte.
kelimeler….
neyi, ne kadar yazamamış olman gerekiyor ki 3 alabilesin?

iyi de kardeş, bizim kağıt nerde?!?!?!

3‘lere geldik, MĞY adı daha çağırılmadı….. haydaaa.

ciddi kelime özürlü 1-2 arkadaş ta neticede bu kağıt dağıtma işkencesini 2 gibi başarılı notlarla tamamladıktan sonra ben sıramın kapağının altına gömülmüş sap gibi beklemedeyim.

yök, not yok.

demek edebiyattan 0 çekmek te mümkünmüş!
yani bırak yazamamayı, kelime yazmamış olsam, isim-soyadı komboşundan 0.5tan 1 almış olmayı umardım.

ölmek istiyorum!

ve şimdi, diye ağzını açıyor nükhet hanım.

ve şimdi!?

şimdi tahtaya bir arkadaşınızı davet etmek istiyorum. sizden istemiş olduğum konuda yazmış olduğu kompozisyon o kadar……… diye başlıyor lafa.

kafayı sağa sola çeviriyorum. eh livia’yı çağırdı, anna’yı çağırdı. lina, başak, hera, tüba, zerrin… herkes kağıtları aldılar. onlar da sınıfın not konusunda ortalama yükselten assolistleri olduğuna göre…. kim almadı daha kağıdını?

ve daha önemlisi, benim lanet kağıt nerde!?

bişeyler, birşeyler, birşeyler… MĞY….. birseycikler daha…

ismim??

yanımdaki arkadaşım dırsek atıyor.

aaaaahhhhhh, ne vuruyorsun be!?

kalksana kızım, kadın süratin bakıyor, tahtaya çağırıyor seni!

beni mi!?

(şimdi siz beni, muhtemelen kırmızı veya siyah, yerleri süpüren, olağanüstü göğüs dekolteli elbisemin içinde kodak theatre’in sahnesine çıkan basamaklarda hayal edin bir zahmet!!!!)

kameralar, flaşlar….

nooooluyoruz?!?!?

efendime söyleyeyim, bırakın yanı edebiyat sınavından ayıptır söylemesi (ehem) ful, yusyuvalak, net ve sapına kadar bir 10 çekmeyi, bir de sahneye… pardon kara tahta önüne davet ediliyoruz kompozisyonu okumaya.

o zamanlar üniversitedeki “public speaking” dersleri alınmamış. millet onu sahne almak? biliyorsunuz değil mi, dünyada birçok insanın en büyük korkularından biridir. eh benim de……öyleydi.

bilinçsizce okuyorum yazıyı. kadın tasvirleri allıyor, ballıyor, kol atıyor, tebrik ediyor ve yazımı okul yıllığına bastıracağını söylüyor.

…………………………

şimdi, niye yazdım bunca kişisel ve sizi bağlamayan detayı. konuyla alakası yok. gün gelir de pulitzeri veya nobel edebiyatı başucuma koyarsam 😉 geçmişimi bilin, nereden gelip asla şımarmayacağıma, amerikalara göç etmeyeceğime emin olun diye.
beni sizler varettiniz ve ben zaten amerika’da yaşıyorum.

ama upuzun lafın kısası, kompozisyon ince sanat. belirli teknikleri var. giriş gelişme ve sonucu atladınız mı olmuyor. herkesin memento’ya kafası basmıyor. önce hangi konuyla iştigal edeceğinizi belirtip, sonra onu örneklendirip, sonucunda da bir yere varmazsanız bilinen türk lisesi standartlarında malesef kompozisyon olmuyor.

olamıyor.

şimdi esas maharet bunu alıp benim anlatmak istediğime bağlamak…. benim hayatıma.
benim şu anki yaşadığıma.
girişi bitmiş, ayaklarımı tek kelime ile yerden kesmiş, gelişme bölümünde takılmış hazin hikayeme.

şimdi, anlamayanlar anlamış gibi başlarını sallamasınlar bir zahmet çünkü neticede yazıda giriş var, gelişme var ama sonuç yok. yani düşündüğünüz hikaye değil çünkü o hikayede giriş, gelişme, sonuç, helva, 40, mezar taşının yerleştirilmesi filan tamam.
bu kompozisyon, gerçek anlamda hayatının gelişmesinde, baharında, manzaraya karşı bir yerde beklemede. aynı bu yazının burada aniden kesilmesi gi..