kadınlar koğuşu

yo kızlar bunu hakketmiyoruz …yo kızlar bunu kabul etmeyelim!

bütün kızlar toplandık, sorduk: neden yıprandık?

biz onlardan hoşlandık; şimdi niye zorlandık?

———————–

harbi bir yazı…karı karıya okunasiğillerden.

bakmayın karaibrahimgille başladığına. onun naif, melodik, çitkirildim ve sempatik kelimelerinin ardında da her zaman sapına kadar mesajları var zaten. severim kendilerini.

39u deviriyorum, seneye 40, ondan sonraki sene de göğsüme saten beyaz kurdeleyi çapraz aşıp “41 KERE MAŞALLAH” yazarım herhalde!

ailelerimizin gözünde halen çocuklarıyız ama kabul edelim…. 40 az buz birşey değil.

4 x 10 yani.

35 + 5,

hatta 20 + 20!!

espri mahiyetinde her daim gıcık, ikiye bölünüp bozdurulabilecek yaştasın. üstelik 2’ye bolşeler de 2 çıtır etmiyor. artanı var!

çıtır dediğin 20’nin de altı bugünlerde!

neyse konu yaş değil. konu yılların getirdiği bilgelik.

bilge?

ben!

……………

bir kedim bile yok diyemeyeceğim bir yaştayım artık. 2 tane aslancığım var; büyüyünce söz verdiler aslan olacak, kükreyecekler.

ilkokuldaydım, kazık yedim. nöbetçi öğrenci olup dersi şişli terakki’nin koridorlarında geçirecektim; kazık attılar. sınıfta geçirdim.

orta okulda matematikçi attı bir kazık…

ikmal üstü ikmal.

çift kaşerli.

karekökünü yazın çözer, öyle gelirsin dediler. elime verdiler.

lisede, kimya.

açık kitap sınav yapacağım dedi rozet.

nasıl yani. açık kitap sınav mi olurmuş?!

kitapta aradığım yeri bulana kadar sınav süresi bitti.

ikmal üstü ikmal.

aṣ-iki-o yu denizde değil, direkt kimya kitabında gördüm!

üniversitede çok kazık yedim.

ben adama aşığım; gidip vakko’dan kazak almışız (süzmeyiz o günlerde, süzzzzme!).

3 gün sonra bakıyorum kazak başka birinin üstünde yürüyor…. kim bu kadın!??!?!?! (şimdi bana el sallıyor facebook sayfalarında)

iş hayatında da yedim;

amerika’ya gelişim zaten başlıbaşına bir kazıktı.

gel evleneceğim seninle! araba, yat, kat, kredi kartları… herşeyimi ayaklarına dökeceğim!

katı, yatı kalsın ama amerika uyar. herşeyi bırakıp geliyorum dedim (tekrar ediyorum, süzzzzzzme!)

birkaç ay sonra, tamam artık geri dönebilirsin, dedi beyim. ben vazgeçtim şu ara evlenmekten!

nasıl yani!? nereye dönüyorum?!

işi, eşi, dostu, aileyi, arkadaşları, kahve fincanını bırakmışız geride…. fal bile kapatmadan yani; hani falımız bakıldı hesabı..

nereye dönüyorum?!

döneceksin!

dönmem.

nnnnndöneceksinnnn!!! (normancı)

dönmem, ısrar etme. kalbin kırılır!

döneceksin!!! barınamazsın burada. çevren yok, paran yok, kağıtların yok! döneceksin!!!

nayır, donmuyorum.

oğlak’im. gıcığım. keçiden halliçe inadım var. hatta keçi nedir ki yanımda? katır, katır!

……………

kaldım.

sosyal güvenlik numaram da oldu, greencard’im da….

isim de gücüm de…

ve bir süre sonra eşim, çocuklarım, evim de! (fireler verdik arada; olur böyle şeyler!)

her yediğim kazığın üstüne soğuk suyu içerken baktım ki, bardağı uzatan bir dost.

her atlattığım engelin ardına, düşersem acımasın diye yumuşak bir yastık yerleştiren başka bir dost.

içmeyi bilmem ama bu akşam bir kadeh içip muhabbet edelim dediğimde… bir dost daha….

“bana gel açılırsın, maniküre gideriz; kahve içeriz” biri daha, biri daha….

“senin yatakta kalman lazım, ben yemeklerini pişiririm” dedi biri;

bir başkası “ben çocukları tutarım, sen işlerine bak lütfen, bizi de merak etme”

“ben o konuyu çalıştım, sana anlatırım” demişti eskilerde biri;

“lütfen tutma, ağla… çünkü ağlamazsan hasta olacaksın” bir başkası…

babam avukat onu ara;

abim doktor onu gör….

burada daha hesaplı, buradan al…

gel benim evde kal….

evimden gelin çıkana dek, hiçbir şeyi düşünmeden dedi bambaşkası…

verdiğim sevgi, samimiyet ve içtenliğin limiti yoktu ama aldıklarım… kelimeler yetmez.

………………………

kız arkadaşlarım.

gözümü açıp ilkokul sırasına dirsek koyduğum andan zincire boncuk boncuk dizdiğim,

ortokulda kendilerinden ayrılırken inci inci ağladığım,

üniversite yıllarında bazen terkedip yanıldığım;

iş yıllarında sımsıkı sarıldığım,

amerika’da el üstünde tuttuğum

abla

kızkardeş

teyze

arkadaş

dost

sırdaş

hayat arkadaşı

ruh ikizi

can

ciğer

herşeyim

kız arkadaşlarım…..

bakın, hepimizin erkek “dost”ları var. bazılarının bir yere kadar, bazılarının limitsiz, dilde kemiksiz paylaştığı erkek dostları var. mert (hayır, senden bahsetmiyorum), harbi, dobra, sağlam, dürüst erkek dostları. onlardan da bir dolusuna sahibim (insert nazar_boncuğu.jpeg and knock_on_wood.mp4 here!) 🙂 😉

bize diğer gezegen mars’i anlatan bu dostlar da gözden sakınılası, tadından yenmeyesi ve yüreğin en dip yerine sokulası… lakin öyle ince bir çizgi var ki dost ile dost arasında….

kız arkadaşlarımızı gece üstümüzden sıyırıp yere atıyor ve sabah kaldırıp giyebiliyoruz gereğinde. lakin erkek düzeltilmek, katlanmak istiyor.

kız arkadaşlar balensiz, kalıpsız ve solmaz renk. erkekler ise victoria’s secret!

kadın dostlar buzdolabı önünde çıplak ayak, gece vakti saklama kabından yemeğe benziyor…. erkeklerimiz ise tabakta dilimlenmiş, yanında çatal bıçak…

ve

bu benzetmelerden birşey anlamadıysanız eğer….. gerçekten anlaşılacak lisanda (click to download “endless metaphors by meggy”)

kız arkadaşlar bir senedir ayaktan çıkmayan uğg………. erkekler ise louboutin!

…………………….

uğg’a burunlarını buruşturan bütün erkek dostlarımın burunlarının uçlarından öpüyor ve diyorum ki……

kız arkadaşlarım…….. ah, iyi ki varsınız!