montagne

(caution: author ın love. the following artıcle iş highly satürated with words of love and affection and will probably not interest you öne bit. please read at your own risk )

eski tarihli bir yazı çıkardım
yepyeni bir yerden. yepyeni birşeyi, bilinen en eski haliyle anlatmak için.
sırılsıklam bir duyguyu, kupkuru kelimelerle anlatmak istemediğim için.
bu kadar çabuk gelişenleri, yavaş yavaş, ağır ve aheste kelimelere dökebilmek için.
geriye dönüp anlamayı becerebilirsem, ileriyi tahmin edebilmek için.
yanlışlardan ve eğrilerden doğrular çıkarabilmek için.

bu yazı şu anda yazılmış çok çok eski bir yazı… içime dokunmuş bir hikayenin “selfishly exhibitionist” hali…

yazamaya yazamaya bu günü mü buldum yazamamak için? çıkmıyor işte hiçbir kelime. basiretim bağlandı; dizlerim dolandı.önümde demir bir kapı, ardımda tunç bir duvar; ne anahtarım var açacak, ne de balyozum geridekini yıkacak.

……………….

en sınır yani aşık olmanın…. o burun kıvırdığınız türkçe şarkı sözlerinde bile sizi ortadan ikiye bölen ve gözünüden neredeyse yaş getiren tınıları yakalamak.
her daim şairsiniz, her daim yazar.
benim durumumda iseniz, aşk kelimelerinizi çalar. yazacağım tüm kelimeleri ona sarfettikten sonra, oturup buraya ne lafim kalıyor, ne de lafı yazacak halim.

bugünlerde bi aşığım.
ve öyle bir his ki bu, hani aşkı için dünyayı durdurabilen kadın için dünyayı durdurabilen adama aşığım sanıyorum.

birşeylerin durduğunu farkettiniz mi?

yazıların?

içi kıpır kıpır, alev alev, heyecanında titreyen, hüznünde ağlayan, mutluluğunda işi her türlü zevzekliğe vurup, karşısındakinin gözlerinde pırıltı arayan biri.

ama dışarıdan değil. için için, içeriden öyle.

onu öyle tanımanız, öyle bilmeniz lazım.

yoksa huysuz.

yoksa uyuz.

yoksa aksi, nemrut, geçimsiz,

ve nalet.

bütün bu kelimeleri alıp ta şimdilerde benim dilime çevirdiniz mi… lisan-ı münasiple “vicik vicik”, dibine, sapına, köküne, sonuna kadar …… eh, aşk oluyor.

………

yazı yazabiliyor gibi yapmanın güzel yanları var. ona değilmiş gibi yazabiliyorsun, en önemlisi.

ismini, cismini, zamanını, yerini, yurdunu… herşeyini uyduruyor, kalıbına sığdırıyor, bir punduna getirip ortaya atabiliyorsun.

veya önüne koyuyorsun.

ona olduğunu anlar da anlamıyormuş gibi yaparsa….. kendi derdi.

anlıyormuş gibi yapıp da alır içine sokarsa sizin keyfiniz oluyor.

üzerine alınmaya niyeti yoksa da…. hah! ne güzel. ben de zaten başkasına yazmıştım deyip sıyırabiliyorsunuz işin içinden.

ama okuyacağını bilsem şimdi bu satırları, ona kuru kuruya sevilemeyen, sırılsıklam aşık olmaya değer biri olduğunu anlatarak başlardım örneğin.

çünkü hoşlanmadığı üzere gürültüleri ve kuru kalabalığı değil, mutlak sessizliği, hani bir noktada amaçsızcasına oturup…. ister bir koltuk üzerinde ayaklar birbirine değerken, ister bir bahçe duvarının üzerinde çocukluk mahallesini dikizlerken…… sessizliği paylaşabileceğin birisi.
sessizliğinden sıkılmadığın her insan banka kasalarında saklamaya değecek kadar değerli değil midir?

yanında durmaya değer biri olduğunu da söylemek isterdim. sadece yanında durmaya değil, yanında taşımaya değer. sizi, sizin gibi bilen insanlara “ben bu insanı kendime seçtim, o da beni….” demekten gurur duyacağınız hani… derdim ona.
anlayana kadar da yinelerdim.

sağlam olduğunu söylerdim ısrarla, kelimeyi anlasa da anlamasa da…. hani içindeki bakır-kalay oranlarını bilemem ama bir “bronz” heykel kadar sağlam. saçmalıklarımla sarsılmayacak, her rüzgarda uçuşmayacak, sırtımı dayadığımda iklimime göre serinlik ve sıcaklık alabileceğim biri olduğunu….
depreme dayanıklılığını ölçmesem de her türlü sarsıntıdan çatlaksız çıkacabileceğim biri olduğunu…

ne ifade ederdi bilemem ama önünden yürüyüp yollarını açmaya değer biri olduğunu da eklerdim elbette.
önünden yürüneşi ve daha da önemlisi ardından takip edilesi bir adam olduğunu…

her santimini ettiğim gibi, her anını da bilmeye değer bulduğumu….
derdim ki ona, geçmişin bilinmeye ve geleceğin de merak edilmeye değer. birlikte yaşayıp merak edilmeye değer…

zorlukları var, her insan gibi. belki onunkiler bildiğim her insanın zorluklarının toplamından birkaç kat daha fazla. kayalıkların dibinde dururken aşağı itilmeyi hakettiğini söylerdim, gülümseyerek. sonra da süratini aşıp, sakamı anlamamışçasına dudakları sarkıtırsa, her düştüğünde elini tutmaya değer olduğunu… ve parmak eklemlerim koparcasına acırsa eğer, birlikte düşmeye…

yangınına korükle asla gidilmemesi fakat her yangından ilk kurtarılması gerektiğini bilsin isterdim.

yanında uzanması keyif, sızması, zevk, uyanması nırvana diye devam ederdim.

renklerini sayardım anlamsızca yüzüme baksa da…. sarıldığında alevin en turuncusu, gecenin geç saatlerinde morun en derini, keyfinde açık beyaz, hüznünde koyu siyahşin derdim ona.

mavi?

mavi benim içinden çıktığım deniz. sen de sığındığım rakı şişesi.
sarhoş olup uzaklığını unutmak için bir, ayılıp varlığını hatırlamak için bin sebepsin derdim, lava kıvamında.

beni kırmasan derdim, illaha. kalp, gönül, yürek üçlemen bunca “hacı bekir” taze kaymaklı lokumken, köşedeki kuruyemişçinin dış kıran beyaz leblebisi olmasan derdim dudaklarım sarkık.
çünkü senin ciğerini, hamurunu, suyunu, kökünü biliyorum derdim. herşeyini örtbas edebilirsin ama ben eğer senin kökünü biliyorsam, benden nasıl saklanabilirsin ki?

belki abartıp “bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek” diyemesem de….. asla bitirilmemesi gereken bir hikayesin derdim sonra da. “yarım kalsın, hep” diyeceğin türden.

……………..

derdim, derdim, çok şey derdim. duyar mıydı, anlar mıydı, bilemem ama ben derdim.
hem de neleri göze alarak derdim, bir bilsen…. bu satırları okuyup ta beni tanıyan herkesin,”hah sonunda bozuldu; fabrika ayarlarına döndürülmesi de artık mümkün değil” demelerini göze alarak derdim. çünkü beni tanıyan insanlar bilirlerdi bu üzerinden kırmızı, gül, kalp, şarkı, şiir akan lafların benim ağzımdan çıkamayacağını.

beni tanıdığını sanan insanlar…..

………….

birbirine girdi yazılar, kelimeler. eski ile yeniyi karıştırdım. kime yazdığım yok ama niye yazdığım belli.
neden yazdığımı bilen yok ama kimin okuyacağı belli.
herşeyi ortaya bırakıp kaçasım ve bulunması için dua edesim var şimdi.
bulacak, biliyorum.
bildiğini de biliyorum.