MEGGYOZYEL

When I'm good, I'm very very good but when I'm bad, I'm even better

susam

bir simidin üstündeki susam kadar dostum var benim…..

kasıtlı kelime.

“tanıdığım” demiyorum.

dostum.

çünkü ben dost oldukça, başka açık kapı bırakmıyorum; o da mecburen dost oluyor karşılığında sanırım. açıyorum, açılıyorum, saçıyorum, saçılıyorum; guard’lar düşüyor, duvarlar çöküyor, perdeler uçuşuyor…. herşey ciplak kalınca da dostluk başlıyor, çoğunlukla dilde kemiksiz.

şu “sanal dünyayı bırak; git biraz gerçek dünyadan oksijen, bir hoş sada al” laflarını da anlamıyorum. neticede burada da olsam, orada da, muhabbetler yazılı, sözlü bir şekilde devam ediyor.

etmeli!

ama o dost bugün yirmibin kilometre ötedeyse, yapabileceğim birşey yok ki benim.

oralarda olup, kanıksamış şekilde, selamsız, sabahsız habersiz bir kopukluktansa, teknolojiyi alet ediyorum kendime.

ses olup kulağına çarpmasındansa laflarım, kelime olup gözlerine değiyor.

tek yapmam gereken değdirmem.

o seçtiğim kelimelere özen göstermem. onları süslemem ve onun, benim için ne kadar önemli olduğunu söylemem. ben bunu yapabildim mi ister odanın duvarından seksin sesim, ister uzaydan…

“facebook, myspace, twitter ve benzerleri çıktı, mertlik bozuldu” saçmalıklarını bir tarafa bırakalım şimdi. kendimden yazıyorum. feci şekilde sübjektif.

ha bilgisayarımın adres defterinde, ha zuckerberg’in yaratmış olduğu ilahi programda….bir liste derlemişim ben. liste deyip geçmeyin susam tanelerime. hazinem. herşeyim. sana beni anlatan en net göstergem. kimlerle nerelere gitmişim, kimlerle ne derlemişim…. kimi canıma yakın koymuşum, kimle mesafe sokmuşum… bunların hepsi beni anlatıyor sana işte.

yıllar önceydi; çocuktum. birgün ailemden biri kenara çekip bana “ne işin var o kızla; o kız sana arkadaş olmaya layık değil!” demişti. hani vardır ya bazı laflar….. milyon kelam ederler, biri gelir, taa içinizde bir yere öyle bir dokunur ki… tıkanır kalırsınız ve içinize işler….o gün anlamıştım; hayatımda önemli birkaç ayarım var benim. birisi arkadaşlık ve dostlukta. tabii yanlışını da seçerim; tabii uymayayınını, değmeyenini…… dengi dengime olmayanını seçebilirim. ama gönlüm her zaman ister ki ben kendi başıma öğreneyim doğruyu yanlışı. yani, canıma dokun, dostuma dokunma hesabı.

birkaç yola çıktım daha su kısacık hayatımda. hani buralarda bir köşelerde de okuyabileceğiniz gitmek” (p. suda) yazısında bahsedilen “gitme”lerden yaşadım. o herkesin isteyip te yapamadığı, hayalini kurup ta adım atamadığı, içinin yanıp ta cesaret edemediği “gitme”lerden yaşadım birkaç adet. heyecanlandım, ağladım, dağlandım, güldüm, katıldım, çizdim, yazıldım….. konuştum, sustum, dinledim… korktum, sığındım; açtım, açıldım… sevdim, sevildim, özledim, seviştim…

ve paylaştım.

ve öğrendim.

öğrendim ki o klişe lafların şahından “mutluluklar paylaşıldıkça katlanır; üzüntüler paylaşıldıkça azalır” lafı aslında hiç klişe değilmiş.

hani yani… insanın ketumluğu, kendine saklaması, hani o bana özel, bana tüzel, beni benle bırak durumları o kadar da matah değilmiş!

ve anladım ki dost olduğun ölçüde dostmuş herkes sana.

baksana, nasıl yazayım senin adını 300 kişinin içinde… ya atlarsam birini?

diyeceğim odur ki…..

susam tanelerimi sakladığım bir kutucuğum var bu sanal alemde.

adı facebook.

yüzkitabı.

yüzlerce sürat var orada….. bana ait.

benim.

hangi birine tıklarsanız tıklayın, size bir destan yazabilirim hakkında.

üniversite kantininde başımı döndüren (biliyorsun değil mi kim olduğunu), her gece derdimi dinleyen (sen!), 25 seneden sonra beni benden daha tutkulu seven (sadece biri), beni benden iyi bilen (kırmızı), çocukluğumdan hediye (n.), yeni bulduğum ve yeniden rastladığım sapık, çılgın, delidolu kızkardeşlerim (S, D, M, A)…… dünyanın 4 bir yanındaki ‘erkek’ dostlarım…. (M, B, M, T, B, E, G) hadi bloğlanalım deyince yoluma atlayıp 4 tarafından katlamaya yardım eden (A, K, E, S, B), buralarda kapı ziline oynamayı bilen eğlenceli kadınlar topluluğu (D, B, A, M), her an, her gün kadim kahve dostlarım (C, L, E), amerika’nın bir ucunda yaşayan tabu dostum, gözyaşı silicim, kırık kalp yapıştırıcım, aklım, akıl sağlığım, kahkaha kaynağım…….

ekran karşısında benimle purosunu, şarabını ve hayatını paylaşan çılgın adam, karanlıktan sonra aydınlığı garanti eden yakışıklı, kotası dolmasına rağmen skype ile geçemi aydınlatan koca göbek, evimde mercimek köftesi yapmayı bilen tek titiz genç kız!, yıldız haritami önüme seren büyük sanatçı, sihirbazvarı kelimelerine hayran olduğum hatun, şömine önünde şarabın üstadı, istanbul’u benim gibi bırakmış ve yüreğimi anlayan koca bir avuç arkadaş, ilkokulumdan ilk arkadaşlarım, orta ve liseden kardeşlerim, üniversiteden entellerim, hayattan dantellerim….. kitap arkadaşlarım, dizi arkadaşlarım, sinema arkadaşlarım….

bu bir yazı değil, sadece bir teşekkür.

kabuk bağlamayı öğrendiğimiz şu hayatta, kaşıyıp ta o kabuğu koparmamayı hatırlattığınız için herbirinize teşekkür ederim.

benimle kendiniz olduğunuz, kendinizi bulduğunuz,

elinizi, omuzunuzu, aklınızı, kalbinizi verdiğiniz,

beni anlayıp beni bildiğiniz,

kenarından köşesinden hayatıma değdiğiniz,

kusurlarımla kabul ettiğiniz,

benimle tartışıp öğrettiğiniz,

ve sadece olduğunuz için……….

Related Posts

kuştüyü
camera obscura
Yazar